Silivri Facebook
banner88
banner43

TEPEDEN TIRNAĞA AŞK, TEPEDEN TIRNAĞA ÖZLEM

Aşk hikayemize geçen hafta kısa bir ara vermiştik...  aşkın, iyiliğin, dostluğun dışında kalan herşey insanın canını sıkan cinsten... Ben yaşamın bizi üzen kısmından bahsederken geçen hafta, Lütfü arkadaşımız „ Silivrili olmak“ üzerine şahane bir yazı yazdı... Türban’a karşı yazılmış en farklı yazıydı bana sorarsanız, çok hoşuma gitti... Silivrili olmak ayrıca hoşuma gitti bu yazıdan sonra... okumayanlar mutlaka okusunlar…

Ama yazının son paragrafı ilginç geldi bana…Diyordu ki, Türkiye’de her yerde insanlar sağ sol diye birbirine girerken, biz barış içinde birlikte çay bahçesinde çay içerdik…Bunun bana yaptığı çağrışım farklı oldu…Türkiye çalkalanırken, gencecik insanlar ölürken ve öldürülürken oturup çay bahçesinde çay içmekten başka şey yapmamak bana tuhaf geldi… taraf olmamak bana tuhaf geldi…sorgulamamak bana tuhaf geldi…günümüzde ise chp’yi hala solda görmeleri de bana tuhaf gelmekte ya, bu ayrı bir konu…bu durum belki küçük bir ayrıntı ama, şeytan ayrıntıda gizli değil mi?

Bunun anlamı nedir peki? Nedendir bu rehavet oralardaki?  rahat yaşamak mı? duyarsızlık mi? bilgisizlik mi? küçük yerde yaşamanın verdiği içe kapalılık mı?  Bunlar aklımdan geçerken, birden çocukluğuma gittim… Aslında tuhaf olan neydi bilmem, yoksa ben mi bir garip düşünüyordum? İnsan; birlikte okul sıralarını paylaştığı, aynı havayı soluduğu, birlikte yakartop oynadığı, aynı mahallede duvar üstlerinde sohbet ettiği, okuldan çıkınca çay bahçesinde birlikte gazoz içtiği, sırlarını paylaştığı arkadaşına düşman olabilir miydi? Zaten tepemizdekilerin bizden istediği de bu değil miydi? Silivrili’ler bu oyuna gelmemişler miydi yoksa? Lütfü’nün de kastettiği bu muydu? Gerçekten; herkese hoşgeldin sefa getirdin tarzı yaklaşıyorlar mıydı? aslında bütün mesele buradaydı mıydı? Eğer durum böyle ise hala oralarda, Silivrili olmak benim için gurur verici bir durum gerçekten…

İki ucu çiçekli değnek misali… olaylar öyle güzel planlanıyor ki, birazcık sorgulamaya kalksan ve taraf olsan onların istediği yola giriveriyorsun... böl ve yönet politikası...kavgaya tutuşmasan, birlikte çay içmeye kalksan bu sefer çemberin dışına çıkıyorsun ve pasifleşiyorsun... yine onların istediği gibi bir durum bu da... acaba başka bir yol yok mu?

Evet ben bir yol biliyorum... Mutlaka bir dünya görüşümüz olacak, tarafımız da belli olacak ama bir tek şeyi unutmayacağız... karşımızdakinin düşüncesine saygıyı... birbirimize saygılı olsak, karşımızdakini olduğu gibi kabul etsek ve bizi ezen, yok etmeye çalışan sisteme birlikte karşı çıksak, yani sisteme karşı taraf olsak, bir olsak... Saçımızı açmışız kapamışız önemli olmasa, oruç tutup tutmadığımız, namaz kılıp  kılmadığımız mesele olmasa... şarap ta içsek rakı da... mini etek te giysek şalvar da... potur da giysek pantalon da...  türkü de dinlesek arya da... türk olmak, kürt olmak, laz olmak, çerkez olmak, boşnak olmak, rum olmak, ermeni olmak ön plana çıkmasa... insan olsak önce... etnik ve dinsel kimliklerimizden çıkıp sadece insan olmayı bir denesek...ve insanca yaşamak için çaba göstersek hep birlikte... Ve aşık olsak... birbirimizi öldürmesek, yargılamasak, sadece aşık olsak... birbirimize düşman olmasak, sevsek... güzel duygular yeşertsek yüreklerimizde sadece...

Burada aşk hikayesini yazdığım erkek, yıllar önce Türkiye’de verdiği mücadeleler sonucu buralara gelmek zorunda kalmış, sürgün olmuş kendi deyimiyle... Uğruna mücadele verdiği degerler, aşkının önüne geçememiş... hala aynı heyecanla aynı düşüncelerin şiddetli savunucusu... ve aynı şekilde yüreğinde taşıyıp buraya getirdiği aşkının da şiddetli savunucusu... şimdi onun İstanbul’dan gelen mektuba yanıtını yayınlıyorum, yine noktasına virgülüne dokunmadan:

„Hayat sadece uzaktan güzel görünüyor. İnsan sürgünse eğer, çok büyük duygularda, özlemlerde, hatıralarda her daim geçmişin ve geleceğin umuduna sahip çıkıyor .  O sonsuzluğa kenetlenen yüreklerin, gözlerin hatırına, o berrak gülümsemeler bu denli hatıralara renk vermişse, hatır istiyorsa,  içimdeki o derin, o acı sürgün yıllarında hatıraların bakışını arıyorum hala. Onca yıl her gün konuk ettim ve hiç bir karşılık beklemeden yüreğimin varlığı sayesinde yine yüreğime sığındım. Yüreğimdekini sevdim, düşlerde var olmak adına. Saklandığım o yollar, gizlendiğim düşler geliyor aklıma hep. Konuk ettiğimin yüzünü görebilmek düşü bu. Bunun için o yollarda düşlere daldığım günler benim ayrıcalıklı günlerimdi. Çiftehavuzlar’ın kucağına her düştüğümde andığım sendin. Ne kadar uzakta olsam da yüreğimin konuğu sen oldun. Sen olduğun için o sokaklar, o yollar, o yaşadığımız yerler tat veriyor hala. Ama bu sefer; öylesine açıkta taşıyacağım ki onu, artık içimde gizli bir yerde değil, çok açıkta. Artık yüreğimizde üstlenerek  hatıralarımızı paylaşalım. Bir hatıra bir anı ise yaşadıklarımız, onu paylaşacağımız gibi. Benim özlemim seni sevmemdir, aşkımıza sahip çıkmamdır.’’

Ben bunları yazarken bir şarkı çalıyor, İlhan Şeşen söylüyor... Ne kadar da uydu hikayemize diye düşünüyorum...

Belki bir şarkının her sesinde / Belki bir sahil meyhanesinde / Belki de içtiğim sigaranın dumanısın /
Bir yıldız gökte kayıp giderken / Islak bir yolda yalnız yürürken / Bambaşka bir şeyi düşünürken aklımdasın /
Geçmiş değil bugün gibi / Yaşıyorum hala seni / Sen hep benim yanımdasın / Gündüzümde gecemdesin
Çalınmasın söylenmesin / Sen benim şarkılarımsın...

Sanki hiç gitmemiş hep var gibi / Bir sırrı herkesten saklar gibi / Sessizce sokulup ağlar gibi yanımdasın /
Beni birşeylerden aklar gibi / Koparmadan çiçek koklar gibi / Hiç bozulmamış yasaklar gibi aklımdasın...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.