Silivri Facebook
banner88
banner43

ŞEHRE BİR FİLM GELİR..

1960’ların sonumu neydi? 6.filonun geldiği ve Galata çevresindeki  bütün evlerin beyaza boyatıldığı yıllardı ve süt tozu ile besleniyordu okullarda çocuklar.Gazeteler; öğrenci ayaklanmalarını  yazardı ve ben, küçük bir çocuktum. Fakirdik, ilkokuldan sonra okumak yerine, çalışma hayatına en kısa yoldan nasıl atılacağımızın sorgulandığı yıllardı.

          Sıcak yaz akşamlarında insanların tek eğlencesi  Çay bahçeleri veya yazlık sinemalardı. O yılların çocukları olarak gündüzleri sanayide çalışır, geceleri ise bedava film seyretme karşılığında; bu yazlık sinemalarda gazoz satardık.
            
         Şehre bir film gelir, filmin afişleri  tahta panolara yapıştırılır ve bir eşeğin iki yanından  bağlanırdı. Sokak, sokak dolaştırılırdı. Çığırtkan, “herkes erken gelmeli yerlerini temin etmeli” diye  bağırırken bizde eşeğin peşi sıra dolaşırdık.

         Şehre bir film gelir; filmin adı Samanyolu! Oynatıldığı yer, Sunar sineması. Yazlık Sinemaydı Değişim gazetesinin olduğu yerdeydi..3 hafta oynamıştı. O gecelerden birindeydi ve ben aşkı tanıyordum, çaresizliği tanıyordum, mahvolan hayatları izliyordum ve çocuktum.

          Sinema o gece yine çok kalabalıktı, Silivri bu filmi seyretmek için yarışıyordu. Gazoz satışlarımızda iyi idi çok satarsak bize de bir tane içme hakkı tanıyordu patron. Işıklar sönmüş herkesin dikkati filmi izliyordu. Aynı sırada oturan  genç kızla  genç bir erkek filmi seyretmiyorlar birbirlerine bakıyorlardı. Filmin son karesine kadar birbirlerine baktılar. Işıklar yandığında tanıdım onları. Sanayiden  Osman usta ve  Asuman ablanın kızı yıldız’dı. Osman usta evliydi iki çocuğu vardı. Yakışıklı, siyah saçlı, yeşil gözlü, yanık tenli bir adamdı, Yıldız  20’sinde ya var, ya yoktu. Evde kısmet bekleyen kızlardandı.O yıllarda, 20’sini aştımı bir kız, evde kalmaya aday sayılırdı. Teyzem vardı benim, 26’sında kocaya kaçtı da mahalle baskısından kurtuldu. O geceden sonra ben her sinema çıkışında eve giderken Yıldız’ların camlarının altında Osman ustayı görür oldum. O yıllarda sokak lambaları 100 metre ara ile konmuştu. Sarı hastalıklı cılız bir ışık yanar iki lambanın arası zifir karanlıktı. O karanlık bölgeleri geçerken ya koşar ya da şarkı söylerdik. Çocukluk işte!
                                                                                                                                                                                    Osman ustanın dükkanı, dayımın dükkanın yanında idi. İş olmayınca gider, onun dükkanın önünde oturur Yıldız’ın geçmesini beklerdim. Bana gülümsemesini beklerdim.Ne de olsa; sırdaşları sayılırdım. Osman ustanın tamirhanesini çok severdim Duvarlarında hep amerikan arabalarının posterleri asılıydı. Bu ilişki yavaş, yavaş duyuldu mahallemizde. Önce Osman ağabeyin hanımı çocuklarını aldı gitti evden. Osman usta pek üstünde durmadı. Yıldız ile de Artık geceleri görüşmüyorlardı. Osman usta bana  mektup verirdi ben götürüp yıldız’a teslim ederdim. İçim bir garip olurdu. Kendimi o aşkın içinde üçüncü kişi görür ve birazda sorumluluk duyardım.

            Bir sabah Osman ustayı dükkanın önünde taş kesilmiş gördüm, yanına gittiğimde Yıldız’ların sokağa bakıyordu. Yağmur başlamıştı göz yaşları yağmura karışıyordu ustamın. Eli ile Yıldız’ın evinin camlarını işaret etti. Camlar bomboştu ve birinde beyaz bir kağıtta KİRALIK yazıyordu. Daha akşam buradaydılar. Yıldız’ın ailesi bu yasak aşkın Baskısına daha fazla dayanamamış ve Silivri’yi terk etmişlerdi. Babası Ahmet amca zaten devlet memuru idi tayin istemiş olacak. Bir gecede gitmişlerdi; kimselere haber vermeden.

             Aylar geçmiş, yıl olmuştu Yıldız’ların mahalleden gidişleri.Ustam Her gün içiyor, içiyor yıkılıyordu. Yıldız’ı bu kadar sevdiğini daha iyi anlıyordum ama bir yandan da Osman ustama  yanıyordum. Postacının saatini ezberlemiştik. Bir mektup bekliyorduk, bir mektup.  Belki de, bizi tekrar hayata bağlayacaktı.Bu yüzden Dayımın yanından ayrılmış Osman Ustanın dükkanında çalışıyordum. Çalışmak değildi işte! Postacı bir mektup tutuştursa elime koşacaktım,  sanayi meyhanesine masayı yıkacaktım. Alacaktım Ustamı oradan. O yakışıklı adam gitmiş yaşlı bir adam olmuştu. Alkol onu mahvetmişti.

          Yıldız’ın gidişinin üzerinden iki yaz geçmişti. Osman usta dükkanı devretmiş,artık sahilde taşlar arasında geçiyordu ömrü. Ben, iki yıl aradan sonra ortaokula  kaydettirdim kendimi. Gazeteler TİP ve DİSK kapatıldı diyordu. Nihat Erim CHP’den ayrılıp bağımsız hükümetin başbakanı idi ve Orhan Gencebay; “Bir Teselli Ver” diyordu 45 liklerinde. Deniz Gezmiş ve arkadaşları tutuklanmıştı.

           Okullar açılmıştı, ben ortaokul talebesiydim. Yeni bir sinema açılmıştı şehrimize arkadaşlarla afişlerine bakıyoruz, arkamızdan bir cenaze geçiyordu. Cenazeye saygı duruşu gösterdik. Bize öyle öğretmişti büyüklerimiz. Kalabalık bir cenaze değildi? Çocukluk aklımızla konuşuyorduk. “Fakir biri herhalde” dedi arkadaşım. Dayımı gördüm cemaatin içinde, bana bakıyor ve sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu. Dudaklarından  “Osman” dediğini okudum. Mezarlığın kapısına kadar gittim içeri girme cesaretini gösteremedim. Bir daha yıllarca cenazelere katlamayacaktım.

           1972 yılı baharı idi, Tekel 3. bira fabrikasını tokatta açıyordu.Açılışı; Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay yapıyordu. 65 milyona mal olmuştu.Sovyetlerin yardımı ile 1969 yılında temeli atılan  Bandırmadaki sülfürik asit fabrikası nihayet açılıyordu. Çayda yaprak alım fiyatı geçen yıl olduğu gibi bu yılda 4 lira olarak açıklandı. Senato, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını 2 çekimser ve 48 red oyuna karşılık 273 oyla onayladı.

           “Oğlum bırak masalarda konuşmayı dağıt çaylarını soğuyacaklar.” Diye sesleniyordu babam. Tanker recep sinema işletiyordu. Ön masada oturan gençlere laf atıyordu.”Akşama sinemaya gelin parça koyucam” Gülüşmeler…
       
             
Şehre bir film gelir  ve bir güzel orman olur yazılarda iklim değişir, Akdeniz olur…
Hadi Gülümse..
Benden aşk yazıları isteyen Bir taneme ithafen…

Karıncaya sormuşlar; ''Nereye gidiyorsun?'', '' Dostuma'', demiş. ''Bu bacaklarla zor''  demişler. Karınca; ''Olsun, varamasam da yolunda ölürüm'' demiş.. Yolunda ölünecek dostlara... Kalın Sağlıcakla

                                     Sevda ne yana düşer usta
                                     Hicran ne yana
                                     Yalnızlık hep bana
                                     Bana mı düşer usta?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.