Silivri Facebook
banner88
banner43

ÇANAKKALEDEN ÜÇ ŞEHİT ÖYKÜSÜ

Bulgaristan’ın kuzeyindeki Lofça kentinin Müslüman eşrafından Hacı Molla Mehmet Efendi 93 harbi öncesi mal varlığının tamamını satıp memleketini terk eder ve Silivri Alipaşa köyünden arazi alarak buraya yerleşir. Veriler incelendiğinde onun aslen Lofçalı değil Silivrili olabileceği, savaş tehlikesi baş gösterdiğinde Lofça’yı terk edip asıl memleketine dönmüş olabileceği ihtimali de akla geliyor. Eldeki veraset ilamına göre Molla’nın dört evladı vardır; Sıdıka, Habibe, Salih ve Mustafa…
Molla Balkan Harbi yıllarında ölür ve geriye çözülmesi doksan yıl sürecek miras problemleri bırakır. Silivri’nin çeşitli köylerinde hatta Bursa’da, Anadolu’da Molla’ya ait araziler çıkar. Molla’nın üzerine kayıtlı olan en son arazi parçasının satımı 2007 yılı içinde gerçekleştirilir ve bu sırada çıkartılan veraset kayıtları Molla’nın beş kuşak şeceresini ortaya koyar. Ahmet oğlu Ahmet bu şecerede kendisine hiçbir miras payı düşmeyen bir “ bila füru ” mevttir.  
Lofçalı Molla Mehmet’in kızı Sıdıka’nın Silivrili Ahmet’le yaptığı evlilikten dünyaya gelen Ahmet, Çanakkale’ye gitmiş ve geri dönmemiştir. Genelkurmay kayıtlarına göre Alipaşalı Ahmet oğlu Ahmet Triandifil çiftliğinde 22 Nisan 1915 tarihinde can vermiştir.

 2-

Osman oğlu Hüseyin
Piyade Er
Doğum : bilinmiyor
Şehadet : 31.05.1915
11. fırka seyyar hastanesi
Askerlik şubesi : Çorum Osmancık

Amasya’nın Hamamözü İlçesini 1879 yılında Kuzey Batı Kafkasya’nın Tuapse şehri yakınlarından gelen Çerkesler’in Şapsıgh boyundan aileler kurmuştur. Kasabanın kurucusu olan on kadar klan, Kafkas Rus savaşlarının 1864 yılında sona ermesinin ardından on beş yıl Tuapse bölgesindeki sarp dağlarda saklanıp yaşam mücadelesi vermiş ve sonunda Osmanlı ülkesine hicret etmek zorunda kalmıştı.
Göçmenler Gümüş ile Osmancık arasındaki bu yemyeşil vadiyi beğenir ve oraya yerleşirler.  Saray dağlarının eteğindeki sıcak su kaynağının çevresinde yeni bir hayat kurmalarının üzerinden otuz yıl geçtikten sonra patlak veren Birinci Dünya Savaşı’na gençlerini gönderen Hamamözülüler Sarıkamış’a giden gençlerinin yasını unutmadan Çanakkale cephesi açılır. Köyün ilk inşa edilen yapısı olan camide kılınan bir Cuma namazı esnasında hoca düşmanın İstanbul’un hemen yanı başına kadar sokulduğunu, İstanbul’un düşmesi durumunda halifenin ve tüm Osmanlı topraklarının elden çıkacağını, bu durumda gidecek sığınacak başka bir yurt bulamayacaklarını anlatır. Ve Çanakkaleden bahseder. “ Çanakkale iki denizin arasında bir diyardır. Denizde can verenin şehit olacağına dair de Kutlu Peygamberin hadisi vardır.” der.
Yaşı henüz askerliğe yetmeyen üç delikanlı namaz sonrası buluşup konuşurlar. Denizde vuruşup ölenin şehit olacağı müjdesi onları heyecanlandırır. En yakın askerlik şubesinin olduğu Osmancık ilçesine gidip gönüllü yazılmaya karar verirler.
Bu üç Gençten biridir Hatityiko Osman’ın oğlu Hüseyin.
İstanbul’da muhtemelen Selimiye Kışlasında toplanırlar. Henüz tam anlamıyla Türkçe bilmeyen Hüseyin kışlada kılınan bir namazın müezzinliğini yapar. Sesi dalga dalga yankılanır kışlanın duvarlarında. Komutanlardan birinin dikkatini çeker.
-Çerkesoğlu, ne güzel sesin var senin. Kışlada müezzin olarak kal, seni hassa birliğine alalım. Sarayda soydaşlarının arasında kalır rahat edersin, teklifinde bulunur Hüseyin’e.
Onlara öncelikle korkusuz olmak, sonra başkalarından utanmak öğretilirdi. Hüseyin de utanıp gözlerini kaçırmış olmalı komutandan. 
-Hocamız bize denizde boğulan Müslüman’ın şehit olacağını söyledi. Ben bu niyetle çıktım evimden. Eğer sağ dönersem söz, sizi bulur, Hassa Birliğinde müezzin olurum, der.
Üç Hamamözlü delikanlıyla birlikte Çanakkale’ye gider Hüseyin. Diğer akrabaları gibi geri dönemez. 31.05.1915 tarihinde 11. fırka seyyar hastanesinde söz verdiği üzere şehit olur.
Onun öyküsünü köye dönen arkadaşlarından dinleyen Kobli İshak, kayınvalidemin babasıdır. 2001 yılında yüz yaşına birkaç sene kala vefat etmiştir.

 3-

Abdullah oğlu Alil
Doğum     : meçhul
Ölüm        : meçhul
Memleket :Meçhul

Adı, memleketi, doğum ve ölüm tarihi meçhul olmakla birlikte böyle bir şahıs vardır. Delili 1942 tarihli bir muhtar senedine son derece güzel bir el yazısıyla düşülmüş on satırlık yazıdır. Bu muhtar senedine istinaden 1970’li yıllarda yapılan tapu tahsis işlemi sırasında bu adda bir şahsın varlığı şahit beyanları ve 1942 tarihli muhtar senediyle sabit olduğundan Silivri İlçesi Seymen Köy’ü içinden sekiz dönüm arazi onun adına işlenmiştir.
Her ne kadar 1942 tarihli muhtar senedinde adı Alil olarak kayıtlıysa da muhtemelen bu kayıt doğru değildir. Zira Alil diye bir isim yoktur. Acaba adı Halil’dir de Trakya ağzındaki söylenişiyle Alil şeklinde mi kaydedilmiştir. Yoksa Abdullah’ın adı bilinmeyen oğlu sakat ya da hasta mıdır da ona Trakya ağzında sakat anlamına gelen “Alil” denmiştir. Veya Ali ismi bir “ katib-i bedtahririn ” elinde Alil mi olmuştur? Bu soruların cevabını verebilecek durumda değiliz.
Doğum tarihi de bilinmemektedir. Eldeki tek kayda göre Alil, Silivri Seymen köyüne Balkan Harbinin ardından gelen, iskan-ı tevziye defterinin 121. sahife numarasına kayıtlı gayrimenkulde iskan edilen Abdullah oğlu Ali adlı bir göçmenin biraderzadesidir. 1330 senesinde Bulgaristan’ın bilinmeyen bir köşesinden gelen Abdullah oğlu Ali, yanında eşi Ünzile (yahut Tenzile) ile kızları Zehra, Leyla’yı, oğlu Enbiya’yı ve biraderzadesi Abdullah oğlu Ali’yi getirmiştir.
Balkan Savaşına kadar Bulgarlar’ın yaşadığı Seymen Köyüne  harp sonrası Balkan içlerinden bozulup gelen Müslüman göçmenler iskan edilir. Kimi Makedonya, kimi Tuna boyları, Kimi Rodoplar’dan gelen göçmenler arasında Abdullah oğlu Ali ve yeğeni Alil’in nereden geldiğini bilmiyoruz. Bildiğimiz o ki amcası Ali ile birlikte Seymen’e gelen Alil Çanakkale’ye gider ve geri gelmez. 1942 tarihli muhtar senedine “ Çanakkale harbine gidip geri gelmemiş, hayatı ve mematıyla ilgili malumat yoktur.” Kaydı düşülmüştür.
Abdullah oğlu Ali 1335 senesinde vefat eder. Çocuklarından hayatta kalan yoktur. Yaşayan torunları Seymen Köyündeki araziyi satmak üzere ortaklığın giderilmesi davası açarlar.
Abdullah oğlu Alil’in varlığından bu sırada haberdar olunur. Alil’in adına kayıtlı sekiz dönüm arazi vardır. Önce bu arazinin de Ali’ye ait olduğu sanılır, isim tashihi istenir. Bu dava sırasında 1942 tarihli senet ortaya çıkar. Bunun üzerine Ali’nin torunları dedelerinin Rumeli’nden getirdiği Alil’in verasetini isterler.
Veraset dosyası tetkik edilirken Alil’in Çanakkale’ye gidip geri gelmediği anlaşılır. Adı, memleketi, doğum tarihi kesin olarak bilinmediği için şehit listesinde bir türlü bulunamayan bu meçhul şehidin yaşayan akrabalarıyla görüşüldüğünde onun kuvvetle muhtemel bir Rumeli Çingenesi olduğu anlaşılır.


 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.