Silivri Facebook
banner88

Bir Şafaktan Bir Şafağa... Lütfü Ertürk.

  Dün, 18 Mart’tı ve 96 yıl önce de bize saldırmışlardı.

      Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi? 
      En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
           
            M. Akif Şiirinde, böyle anlatıyordu…

            Yine bir şafak vaktiydi ve Ağızlarından kanlı salyalar akıtarak saldırıyorlardı.
              
            O minicik yarımada, gelincik tarlası gibiydi. Batıya böyle direnmiştik. Başımız dik.
       
            Onlar, dönerlerken başları önlerinde gittiler.

            Bugün 19 Mart 2011…

           Önce Fransız uçakları, arkasından Amerikan ve İngiliz uçakları Libya’yı Bombaladılar.

            Adını da, “Şafak Yolculuğu” koymuşlar

             Utanmazlık, yine canlı yayında gözümüze, gözümüze sokuldu. Batı, tüm riyakârlığı ile bir ülkeye daha saldırdı. Kaçınılmaz sonun, eninde sonunda gerçekleşmesini izletiyorlar Dünya’ya! Ne hakla buna maruz bırakılıyoruz? Buna “Petrole Şafak Yolculuğu”, diyebilir miyiz?
     Sarkozy’nin uçakları bombalıyor Libya’yı. O Sarkozy ki, seçimlerde; partisi adına Libya’dan para aldığı ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri, füzelerle vuruyor, Libya’yı. Şu Amerikan Dışişleri Bakanı, Kaddafi’nin oğluyla, daha yeni sarmaş dolaştı ve Türkiye, daha 22 Şubatta İnsan hakları ödülünü Kaddafi’nin elinden yeni almadı mı; Başbakan’ımız?
             Şimdi Batı diyor ki; sadece ben yük olacağım yoksulların ve halkın sırtında. Kaddafi’ye yer yok. İki yüzlülük, utanmazlık burada

               Mesele Kaddafi değil, Demokrasi ise hiç değil.

              Sarkozy’nin, Berlusconi’nin, Clinton’un demokrasi ile ne alakası olabilir? Ne yapmışlar yaşamlarında, demokrasi için ki; biz onlara inanalım?

          Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
          O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
          Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
          Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak, sağnak.

            Libya’dan Kaç yıl sonra giderler dersiniz? Demokrasiyi getirmek uzun zaman alır değil mi?
            
             Bugün, 19 Mart 2011

             Başbakan, Cidde’de bir banka şubesinin açılışını yaptı…

             Haydi, gelin 8 yıl öncesine dönelim.

             Daha dün, 19 Mart 2003 idi

             Amerika, Irak’a Operasyon kararı almış, 19 Mart’ı 20 Marta bağlayan gecenin şafağında saldırmıştı. Yine bir İslam ülkesinin, halkının makûs kaderi çiziliyordu.

             Evet, tam 20 Mart 2003’te girdiler Irak’a, demokrasi getireceğiz diyerek

             Tarih, 20 Mart 2003’ü gösteriyordu ki;  Sn. Recep Tayyip Erdoğan; Başbakanlık görevinin daha 5. günündeydi.

            8 yıldır Demokrasiyi getirmeye çalışıyorlar…

            Yok, Başbakan için söylemedim, yanlış anlaşılmasın! Amerikalıların, Irak’a getireceği demokrasiden bahsediyorum.

         Maske yırtılmasa hala bize afetti o yüz...
         Medeniyet denilen kahpe, hakikat, yüzsüz
         Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab
         Öyle müthiş ki: eder her biri bir mülk-ü harab

         19 Mart 1954

         Bir 18 Mart, Zafer Günü, daha kutlanmış, devlet erkânı Çanakkale’den dönüyordu. Çanakkale’de başıboş halde duran; 155 adet topun, hurdacıya satılarak Maliye’ye nasıl gelir elde edeceklerini düşünüyorlardı.

         1954 yılında Maliye Bakanlığı bu gazi topları, yani tarihimizi, hurda demir fiyatına bir hurdacıya sattı. Hurdacı da bütün topları kesti, biçti, söktü, parçaladı ve götürdü. Nusrat mayın gemisini de sattık ve biz ona hiç bakmadık. Mersin limanında bağlıyken battı.

         Birileri, geleceğinizi füze atarak yıkar, Birileri de; geçmişinizi satarak yıkar.

           Birileri de; zamanında dememiş miydi? “Dün dündür, Bu gün bu gündür diye! Verdimse, ben verdim. Kime ne?” Diye dayılanan “Bir Bilenimiz” vardı değil mi?
         
           İşte, Ben en çok bu delikanlı tarafımızı seviyorum…

 

 


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol