Silivri Facebook
banner88

''Silivri'de İlk Olan, Danıştay'ın Belediye Başkanına Attığı Tokattır''

 

Kaynak : Değişim Gazetesi


Değirmenci,  iddialarını resmi evraklarla destekleyerek sürdürdü.  Başkan Yardımcılarından Metin Karakaş’a da atıfta bulunan Değirmenci,  Karakaş’ın kamuoyuna bir özür borcu olduğunun altını çizdi.

 

Daha önce “Seymen Villaları” olarak gündeme gelen olaya ilişkin gelinen noktayı bir basın toplantısı düzenleyerek açıklayan Selami Değirmenci,  Danıştay’ın almış olduğu kararı” Danıştay”ın Turan’a tokatı” olarak değerlendirdi.  Belediye Başkan yardımcılarından Metin Karakaş’a da atıfta bulunan Değirmenci,  Karakaş’ın “Şuradan çocuklarıma kavuşmak nasip olmasın,  Hüseyin TURAN veya herhangi ekibimizden birisinin bilerek,  bir yolsuzluk yaptığını siz ispatlayın,  ben AKP ‘den de Belediyeden de istifa edeceğim,  Siyaseti de bırakacağım,  Silivri ‘yi terk edeceğim” şeklindeki sözlerini hatırlatarak,  “ Allah kimseyi çocuklarından ayırmasın.  Zaten sözünü tutmayacağını da biliyorum.  En azından kamuoyundan bir özür dilemesi gerekiyor” dedi.

 

Selami Değirmenci’nin kendi çabalarıyla gündeme getirdiği,  takip ettiği ve belgelere dayandırarak,  kamuoyuna sunduğu konuyla ilgili yaptığı basın açıklaması kamuoyunda bomba etkisi yarattı. Selami Değirmenci,  açıklamasında şu çarpıcı ifadelere yer verdi;

 
Değirmenci “Silivri’de ilk olan,  Danıştay’ın bir belediye başkanına atmış olduğu tokattır”
Öncelikle bir kere daha aranızda bulunmaktan duyduğum mutluluğu dile getirerek sözlerime başlamak istiyorum.  Bizim konuştuğumuz her sözün dayandığı bir belge var.  İşte bu yüzden bugüne yargı kararlarından geçerek geldik.  1922 yılından beri Silivri’de bir belediye kurumu var. O günden bu yana yaklaşık olarak geçen 85-86 yıl içerisinde böyle bir olay yaşanmadı.  Hep manşetlerde görüyoruz,  “Silivri’de bir ilk” “Silivri’de bir ilk” çığlıklarını.  Oysa ki o yapılanların hiç birisi Silivri’de bir ilk değil.  Silivri’de ilk olan bu.  İlk defa Danıştay bir belediye başkanına fena halde bir tokat attı.
 
Şimdiye kadar Silivri tarihinde görülmemiş bir sahtekârlık yapılmış ve bu sahtekârlık yargı kararıyla ispatlanmıştır.  Sahtekârlığa karışan yetkililerin de cezalandırılmalarına başlanmıştır.
Silivri tarihinde ilk defa bir Belediye Başkanı SAHTEKÂRLIK VE BU SURETLE GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNDAN Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanma olasılığıyla karşı karşıyadır.
 
SEVGİLİ SİLİVRİLİLER,  DEĞERLİ BASIN MENSUPLARI
30. 10. 2006 tarihinde düzenlediğim bir basın toplantısıyla; Silivri Belediyesince Seymen Köyü 16 pafta 1010 parsel de Harun Çetin adlı kişiye ait bir arazi üzerine villa yapılmak üzere “DOSYASINDA HİÇBİR PROJE OLMADAN,  JEOLOJİK ETÜT YAPILMADAN,  İLGİLİ KAMU KURUMLARINDAN GÖRÜŞ ALINMADAN,  MİMAR VE MÜHENDİSLERİN İMZALARI TAKLİT EDİLEREK,  PROJELER VARMIŞ GİBİ RUHSAT DÜZENLENDİĞİNİ “ kamuoyunun bilgisine sunmuştum.
 
Bu bir “SAHTE RESMİ EVRAK DÜZENLEME” olayıydı.  Kaldı ki; imzalar sahte olmasaydı bile; İmar Kanunu ‘nun 63.  maddesine göre,  plan dışı arazilerde müştemilat hariç,  ancak 250 m2 ‘yi geçmeyen bir bina yapılabileceğinden “Ahır ve Samanlık” adı altında birbirinin aynısı 5 adet bina yapımını içermekteydi.  Yani ahır ve samanlıklar da dubleksti.  Bekçi evi olarak yapılan bina da ana bina ile aynı ölçülere ve lükse sahipti.
 
Dolayısıyla imzaların sahte olması ve dosyasında tüm belge ve bilgiler tam olsa bile düzenlenen ruhsat yasalara uygun değildi.
 
Bunu fark ettikten sonra Silivri Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak,  bir bilirkişi raporu ile tespit ettirdim.  Bu yasa dışılıkları mahkeme kararıyla 04. 09. 2006 tarihinde tespit ettirdikten sonra resmi bilirkişi raporuyla birlikte Silivri Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundum.  Devamında; 31. 10. 2006 tarihinde Silivri Kaymakamlığına ve 01. 11. 2006 tarihinde de İstanbul Valiliği ‘ne suç duyurusunda bulundum.
 
AKP HÜKÜMETİ’NİN ATADIĞI VALİ’NİN BAŞINDA BULUNDUĞU İSTANBUL VALİLİĞİ OLAYI UNUTTURMAK VE GEÇİŞTİRMEK İSTEDİ.
Silivri Kaymakamlığı da inceleme yapmak üzere evrakları Valilik makamına gönderdikten ve birçok yazışma yapıldıktan sonra Valilik müfettiş görevlendirdi.  4483 Sayılı Yasaya göre; ön inceleme ihbardan sonra 45 gün içinde sonuçlanması gerekirken,  yine birçok yazışmadan sonra,  yaklaşık 4 aylık bir oyalama süreci sonunda müfettiş raporu düzenlenerek,  İçişleri Bakanlığına gönderildi.
 
Düzenlenen raporda,  ihbarda belirttiğim tüm suçlar tespit edilmişti.
 
Yine defalarca Valiliğe başvurarak,  şikâyetçi olarak rapordan bir suret istediğim halde (yasal hakkım olmasına rağmen) verilmedi.  Yasal hakkım olan bilgileri ancak el altından alabildim.
 
AKP’Lİ HÜKÜMET’İN İÇİŞLERİ BAKANLIĞI OLAYI KAPATMAK İÇİN ÇOK UĞRAŞTI.
İçişleri Bakanlığı,  bu raporu işleme koymadı.  Çünkü konulsaydı; sahte evrak düzenlemekten dolayı Silivri Belediye Başkanı Hüseyin TURAN ve İmar Müdürü Süreyya ÜSTÜN ‘ün derhal görevden alınarak,  savcılığa sevk edilmeleri gerekiyordu.
 
Bunun yerine durumu kurtarmak için bürokratik çeşitli oyunlara başvuruldu.  Bakanlık yeni bir müfettiş göndererek,  ihbarda bulunduğum suçlamaları bir tarafa bırakıp,  alakasız konularda çok az düzeyde suç oluşturacak eylemleri rapor etti.  Yani profesyonel bürokratik soruşturma oyunlarıyla suçun dozajını olduğundan çok daha azmış gibi göstermek için yoğun gayret sarf ettiler.
 
Yukarıda belirtilen suçlamalar karşısında AKP’li Silivri Belediye Başkanı Hüseyin Turan’ın yargıya sevk edilmesi gerekiyordu.  Sübut bulan ve hakim ve bilirkişi raporlarıyla da sabitleşen suçlar; teamüller açısından yargılamayı gerektirdiği halde,  İçişleri Bakanlığı 28. 06. 2007 tarihinde “BELEDİYE BAŞKANININ YARGILANMASINA GEREK YOKTUR” kararı alarak,  bana ancak 19. 08. 2007 tarihinde tebliğ bana tebliğ etti.
 
Yani ilk etapta partizanlık ve adam kayırma galip geldi.
 
“NE MUTLU Kİ HALA YÜCE YARGI İŞLİYOR”
Bu durum karşısında; 29. 08. 2007 tarihinde İçişleri Bakanlığı’nın kararının kaldırılması için Danıştay ‘a başvurdum.  Yaslara göre; itirazımı 90 gün içinde sonuçlanması gerekiyordu.  Ancak AKP’li Belediye Başkanı’nın suçlarının hasıraltı edilmesi için elinden geleni yapan İçişleri Bakanlığı,   Danıştay’ın resmi yazıyla istemesine rağmen 90 gün içinde dosyayı Danıştay ‘a göndermeyerek,  geçiştirmeye çalıştı.  Fakat daha sonra,  işin peşini bırakmayacağım anlaşıldığından daha fazla suçlu duruma düşmemek için dosyayı Danıştay’a göndermek zorunda kaldılar.  
 
Danıştay  da ancak 09. 01. 2008 tarihinde kararını verebildi.  Biz de bunu ancak 04. 02. 2008 tarihinde öğrenmiş olduk.
 
KAYMAKAMLIK DERHAL YARGILAMA KARARI VERDİ.
Aynı şikayet dilekçesinde şikayet edilen memurlar hakkında yargılama kararı verilmiştir.  Bilindiği gibi memurlarla ilgili yargılama kararını verme yetkisi İlçe Kaymakamı’nda olduğundan dosya önüne gelince o gün görevde olan Kaymakamımız Sayın Ali DURSUN; 17. 09. 2007 tarihinde İmar Müdürü Süreyya ÜSTÜN ve Hesap ileri Müdürü Nesrin YALIM hakkında yargılanmaları için dosyayı Cumhuriyet Savcılığına sevk etmiştir.  Karar da taraflara 18. 10. 2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.  Fakat,  sanık taraflar Bölge İdare Mahkemesine başvurduklarından, yargılanmalarının başlaması için davanın bitmesi beklenmektedir.
 
YASADIŞI PROJEYİ HAZIRLAYAN MİMAR VE ONAYLAYAN MİMARLAR ODASI TEMSİLCİSİ “MESLEKTEN MEN “ CEZASI ALMIŞTIR.
Konu kamuoyuna taşınınca telaşa kapılan Belediye Başkanı ve İmar Müdürü 28. 09. 2005 tarihinde düzenledikleri ruhsat dosyasına koymak üzere Mimar Tarık BİLGİN ‘e sonradan sahte bir proje hazırlattırarak ve ancak 13 ay sonra Ekim 2006 da Mimarlar Odasına tasdik ettirmişlerdir.
 
Düzenlenen projenin yasalara aykırı olması nedeniyle Mimarlar Odası tarafından  Mimar Tarık BİLGİN ‘e 3 ay,  yasadışı projeyi onaylayan Mimar Ertaç ÖNER ‘e de 1 ay MESLEKTEN MEN “ cezası verilmiştir.
 
Ayrıca Ertaç Öner Mimarlar Odası Temsilciliği görevinden alınmıştır.
 
Görüldüğü gibi yapılan sahtekârlık bütün kurum ve kuruluşların,  aklıselim herkesin dikkatini çekmektedir.
 
MİMARLAR ODASI SİLİVRİ TEMSİLCİLİĞİNDEN BİR ÖZÜR ALACAĞIM VAR.
Yasadışı ruhsata sonradan ilave edilen Mimari Projeye onay veren Mimarlar Odasına sitemde bulunmuştum.
 
Bunu üzerine Oda Temsilciliği olarak benim aleyhimde kınama mesajı yayınladılar.
 
Şimdi haklılığım kanıtlandığına göre,  yönetim herhalde benden özür dileyecektir.
 
METİN KARAKAŞ ‘IN SÖZÜNÜ TUTMAYACAĞINI BİLİYORUM.  AMA BU SÖZLERİYLE İLGİLİ O DA KAMUOYUNDAN ÖZÜR DİLER!
30. 10. 2006 tarihli basın toplantıma katılan Metin KARAKAŞ hatırlarsanız; suçlamaların doğru olamayacağını belirterek aynen “Şuradan çocuklarıma kavuşmak nasip olmasın,  Hüseyin TURAN veya herhangi ekibimizden birisinin bilerek,  bir yolsuzluk yaptığını siz ispatlayın,  ben AKP ‘den de Belediyeden de istifa edeceğim,  Siyaseti de bırakacağım,  Silivri ‘yi terk edeceğim” demişti. Gazete burada,  demeçleri burada.
 
Şimdi;  Silivri Cumhuriyet Savcılığı,  Danıştay ve kendisinin de mensubu olduğu Mimarlar Odası yolsuzluklarını onayladığına göre,  sözünde durması gerekiyor.  
 
Öncelikle Allah onu çocuklarından hiç ayırmasın.  Ama nasıl olsa sözlerinde durmayacağına göre yapılan yolsuzluklarla ilgili hiç olmazsa kamuoyundan özür dilesin.
 
ŞİMDİ YİNE YÜCE YARGIYA GÜVENİYORUM.
Konu artık Cumhuriyet Savcılığı‘na intikal etmiştir.  Savcılık suçun niteliğine göre gerek görürse,  buradaki mahkemelerde gerek görürse Bakırköy Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açacaktır.  Ne mutlu ki ülkemizde çökertilemeyen,  ele geçirilemeyen,  hala dimdik ayakta yargı mevcuttur.  Adaletin tecelli edeceğine olan inancım tamdır.
 
İsteseler,  kayıp dedikleri evrakları Büyükşehir’den alabilirlerdi. Bir ruhsatın tanzim edilebilmesi için,  önce imar durumunun hazır olması lazım.  Ruhsatın tarihi 28. 09. 2005.  Ancak aynı ruhsatın üzerindeki imar tarihi 30. 10. 2005’i gösteriyor.  Böyle bir şeyin olması mümkün değil.  Ayrıca ruhsatın üzerindeki imzalardan sadece bir tanesi gerçek,  diğerleri sahte.  Ayrıca söz konusu dosyanın içerisinde de evraklar yok ve sorulduğunda çalındığı iddia ediliyor.  Ama burada ruhsat için tanzim edilen evrakların bir kopyası her ay CD içerisinde Büyükşehir’e gönderiliyor. Sen burada kaybettiysen eğer,   gider Büyükşehir’den çıkartabilirsin.  Biz o dönem basın toplantısını yaptıktan sonra,  telaşa kapılıp bu mühendisleri ve mimarları belediyeye toplayarak yeni bir ruhsat tanzim ettiler.  Yeni düzenlenen ruhsatın üzerindeki imzalar gerçek. Ama başka bir gerçek var ki,  belediye tanzim ettiği her ruhsatı,  Büyükşehir Belediyesi’ne, Devlet İstatistik enstitüsüne,  Mimarlar Odası’na,  İnşaat Mühendisleri Odası’na birer tane gönderiyor.  Dolayısıyla oralara gönderilen ruhsat,  sahte imzaların yer aldığı ruhsattır.  Ben de bu belgeyi el altından,  İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden aldım.  Ben bu konuyu kamuoyuna duyurduktan sonra,  yazı farklılıklarının ve imza farklılıklarının da yer aldığı ikinci bir ruhsatı düzenlediler.  Hatta birinde mühendislerin sicil numaraları yokken diğerinde mevcut.  Eğer belediye başkanımız,  biz bunu kamuoyuna taşıdıktan sonra “sahtelikte olabilir,  benim bilgim yok,  belki arkadaşlar yapmıştır” deseydi ve hiç bu belgeyi doldurmasaydı olayda sorumluluğu olmayacaktı.  Bir ruhsat tanzim edildiğinde belediye başkanının sorumluluğu yoktur.  Çünkü bakarsınız,  imar müdürünün imzası varsa sizde oraya imzanızı atarsınız.  Böyle bir durumda,  kanunsuzluk var ise şayet,  imar müdürünü bağlar.  Ancak sayın başkanın 15. 12. 2005 tarihinde konuya ilişkin olarak,  yapının yasal olduğunu ifade eden açıklamaları var.
 
İkinci evrağı düzenlemekle kendini yaktı
Eğer sayın belediye başkanımız,  bu sahte evrağı yani ikinci evrağı düzenlemeseydi İmar Müdürü sahtecilikten yargılanacaktı,  ama başkan kurtulacaktı.  Ama belediye başkanı ikinci bir sahte evrak düzenleyerek bunu kamuoyuna dağıttı.  Böylelikle sahteciliği kesinleşmiş ve suçu kabul etmiştir.  Şu an belediye başkanının görevi kötüye kullanmak,  sahte resmi evrak düzenlemek,  resmi evrağı tahrip etmek gibi çeşitli suçları var.  Hakkında yaklaşık olarak 15 yıl hapis istemiyle dava açılacak. 5393 sayılı belediye kanununun görevden uzaklaştırma maddesi olan 47 maddeye bakacak olursak orada” görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle,  haklarında kovuşturma ya da soruşturma açılan belediye organları ya da bu organların üyeleri kesin hükme kadar İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılır” denmekte.  Bunun olmayacağını biliyoruz ama bir gerçek var ki,  o da,  artık yargılamayı engellemek için bir şansları kalmadı.  Burada İçişleri Bakanlığı’nın yapacağı tek şey,  yargı süresince belediye başkanını görevde tutmak olacaktır.  Aslında bu güne kadar bildiğim sahte resmi evrak düzenleyen hiçbir belediye başkanı hangi iktidar döneminde olursa olsun,  kendi partisinden dahi olsa asla o mevkide duramadı.  Ama bu iktidarın bunu yapma şansları yok.  Tüm belediye başkanlıkları aynı yolsuzlukların içinde.
 
Konuya ilişkin ortaya koyacağımız diğer belgelerin ışığında,  muhakkak surette Ağır Ceza’da yargılanacak.
 
Ben bu konu hakkında valiliğe şikayette bulunmadan önce Cumhuriyet Başsavcılığı’na 04. 09. 2006 tarihinde müracaat etmiştim.  Savcılık inceleme raporunu düzenlemiş,  fakat yargılama izni için İçişleri Bakanlığı’na başvurulmuş ve yargılanamaz kararı çıkınca savcılıkta bir şey yapamamıştı.  Şu an artık dosya zaten hazır.  Savcılık suçun niteliğine göre davayı ya burada ya da İstanbul’da açacak.  Burada açılsa dahi dava,  bizim ortaya koyacağımız bu konuyla ilgili yeni belgelerle mutlak suretle ağır cezada yargılanacak.
 
Kaynak yaratmak için her türlü yasa dışılığı yapıyorlar
Olağanüstü yasadışı kaynaklar kullanıyorlar ve yaratıyorlar.  Bugün Silivrispor’a kaynak yaratmak için yapılan yasa dışılıkları,  şu otobüsçülere uygulanan işkenceleri görmeyen var mı? Amatör spora destek vermek çok güzel ama Silivri’de Silivrispor dışında da amatör kulüplerimiz var.  Bunlara hangi kaynak yaratılıyor? Gidiyorsun Fenerbahçe’den sporcu alıyorsun.  Hangi kaynakla yapıyorsun bunları?
 
Değirmenci,  basın açıklamasının ardından konuyu daha iyi izah edebilmek amacıyla,  proje üzerinden örnekler vererek iddialarını sürdürdü.  Yapılan villaların,  birbirinin aynısı olmasına ve her birinde mutfak,  banyo, jakuzi gibi lüks imkanların yer almasına karşın,  biri hariç diğerlerinin projede de yer aldığı gibi ahır ve samanlık olarak ifade edilmesi karşısında yaşadığı şaşkınlığı ifade ederken sözlerine şöyle davam etti;
 
Ahır ve samanlıklarda jakuzi dahi düşünülmüş
Şimdi konuyu biraz daha açmak ve proje üzerinde izah etmek istiyorum.  İmar kanunun 63.  maddesine göre bir arsada 250 m2’den fazla imar yapılamaz dedim.  Burada görüldüğü gibi 5 adet vi

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol