Silivri Facebook
banner88

Halkla İlişkiler???
 
Çok güzel, samimi ve eğlenceli bir geceydi. Sevgili Belediye Başkanımız her zamanki, samimi ve mütevazı söylemiyle bir kez daha gönülleri fethetti. Hüsniye ve Refik Bek çifti hep olduğu gibi evde misafir ağırlarmışcasına sıcakkanlıydılar. Cihangir Davutoğlu, Genel Yayın Koordinatörü olarak davetli olmakla beraber, Avalon'un ortağı ve yöneticiliğinden kaynaklanan sorumluluğu ile sık, sık mutfağı ve düzenlemeleri denetledi. Adnan Etli Bey her zamanki gibi asayişi korurken son derece güler yüzlüydü. Yemek, içki, müzik, dans... Olması gereken her şey vardı, dozundaydı, zannediyorum herkes memnun ayrıldı.
 
Sevgili İnci Aydar'ın eşinin sesini ilk kez duydum, muhteşem, keşke daha uzun dinlemek kısmet olsa, Sevgili Halit Girgin ise verdiği başarılı mini konserle beni şaşırttı. Tabii bunlar sizlerin bildiği ancak benim yeni keşfettiğim şeyler.
 
Teşekkürler Silivri Belediyesi, teşekkürler Avalon, teşekkürler tüm emeği geçenler...
 
Ama benim esas teşekkür etmek istediğim kesim Silivri Belediyesi Halkla İlişkiler Departmanı, yönetici ve elemanları: yani sevgili Mualla Güler Uysal, sevgili Saniye Avcı,  Ahmet Korkmaz, Aydın Doğar, Bülent Bayram, İlker Ateş, Faruk Hasanoğlu.
 
O gece aslında hiçbir benzerlik göstermese de beni bir 10 yıl öncesine götürdü.
 
Çalıştığım şirkette 15 yıl önce PR Departmanını ben yöneticileri; “ki son derece yeniliklere açık, vizyon sahibi, yönetici olmak için oldukça genç, hepsi de yurt dışı eğitim görmüş kişilerdi ‘’ zorla ikna ederek kurdum. O zamanlar henüz önemi pek keşfedilmemişti, neyse açıkçası ilk başta beni pek kırmamak adına departman kuruldu, ancak ne doğru dürüst bütçe, ne de eleman, iki kişi her şeye koşturuyoruz. Tabii çok kısa sürede, şirketle ilgili “basına tamamen kapalıydı o sırada ve şehir efsanesi gibi dedikodu üretiliyordu hakkımızda’’ önemi öğrenildi, departman gelişti vs.
 
1998 yılında Cumhuriyet'imizin 75. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde, şirket olarak 1000 kişilik bir davet düzenleyeceğiz. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz, zarif eşi Berna Hanım'ın önerisi üzerine bizim sponsorluğumuzda, Dolmabahçe Sarayında "Fahir Atakoğlu 75. Yıl Konserleri" nin ilki 31 Ağustos Dolmabahçe, 2.si 22 Eylül Antalya Aspendos'da olacak.
 
Müthiş bir çalışma, muazzam bir ekip, dışarıdan destek firmalar, ajanslar.....Her detay titizlikle incelenerek yerine getiriliyor, podyum yapımından, ağaç süslemesine, davetiyeden, açıklayıcı rehber kitapçığına, afişlerinden, ilanlara, reklamlara, Kokteyl, menüler, logolu kadeh ve bardaklardan kıyafetlere kadar.. Açılış konuşmaları, edilmesi gereken, aman atlanmamalı teşekkürler, vs.
 
Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Dolmabahçe Sarayı Daire Başkanlığı, yazışmalar, izinler....
 
Gündüz ofis, gece provalar...yalnız müthiş bir deneyim, onlarca organizasyon düzenledim, düğün bile yaptım, konserler vs. ama ilk kez sanatçılarla ve tabii çok kalabalık bir kadroyla ilk kez bu kadar iç içeyim. İnanılmaz bir duygu, sanatçıların çalışma temposu, disiplinleri, performansları olağanüstü. Hiç aklıma gelmeyen şey, oradaki çalışma, paylaşım, duyarlılık, heyecan, ilk kez keşke bir yeteneğim olsa da sanatçı olabilseydim dedirtti bana.
 
Neyse büyük gün geldi, heyecan dorukta, katılım muhteşem, konser başlıyor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Cemal Reşit Rey Senfoni Orkestrası ve Opera Korosu eşliğinde, Fahir Atakoğlu muhteşem, piyanosuna ayrıca dijital video gösterisi eşlik ediyor. Yurdun işgali ile başlayıp, Anadolu, Savaşın Başlaması, Savaş, Taarruz, Cumhuriyet, Sarı Zeybek devam ediyor. Müthiş bir çalışma, duygu seli, inanılmaz her yaşananı damarlarınızda hissediyorsunuz. Hele Aşık Veysel'in "Gelmez Yola Gidiyorum" adlı şiirinin kendi sesinden kaydının, Atakoğlu'nun müziği ile birleşmesi hemen herkesi ağlatıyor.
 
Neyse, her güzel şey gibi tadına doyulamayacak bir konser ve davet gecesi de böylelikle bitti. Herkes birbirini kutluyor, davetliler teşekkür ederek ayrılıyor...
 
Veee, ve benim çok sevgili patronum (çok da centilmendir) bakıyorum emeği geçen (ben hariç) hemen her kadının elini zarif bir biçimde öpüp, siz olmasaydınız olmazdı, teşekkürler falan deyip mavi boncuk dağıtıyor.
 
Ben ise yaklaşık 6 ay boyunca gecem gündüzüme karışmış, nereye yeteceğimi bilemez halde (tabii ki bu ekip işi, yüzlerce insanın emeği vardı, ama hepsinin sorularına, isteklerine yetişecek tek sorumlu, koordine eden de 1 adet Nevin vardı), 2 kez mide spazmı geçirerek, kızımı göremediğim günler, sabahladığım gecelerle kalakaldım.  Tam 3 ay konuşmadım, tabii işimizi profesyonelce yapıyorum ama küsüm. Herkesten tebrik maili, telefonu, mektubu geliyor, bizimkinde tık yok. Bu senin işin, nasılsa maaş alıyorsun.
 
Hayır efendim değil, herkes takdir edilmeyi de bekler. Halkla İlişkiler hala şöyle algılanıyor; 2-3 güzel kadın, şık kıyafetler ve o davetten bu toplantıya, o organizasyondan bu geziye... Yönetimden para isteyendir (sanki kendi cebine girecek), önüne gelen bir şey sorar, genelde sekreter ya zannedilir, hep birilerine hizmet vermek durumundadır, pek de kaale alınmaz, hafif küçümsenir, ne iş yapıyor ki? diye.. Yemez, içmez, dans etmez, hep tetiktedir, teknik bir sorun olur ama hatalı yine halkla ilişkilerindir.....falan
 
Neyse demek ki hala içimde kalmış ki; o gece bitiminde kimsenin özel olarak halkla ilişkiler departmanına özel bir teşekkür etmediğini fark ettiğimde üzüldüm. Bütün gece ayakta, kapıdan girişten itibaren, tüm gece boyunca, en ufak bir göz veya baş hareketi ile harekete geçmeye hazır, son davetli gidene kadar, hediyesini zarif bir şekilde sunan, davet öncesi araştırma ve çalışmalarından, davet esnasında bir pürüz çıkmaması ile pür dikkat, ayakta, ayaklarına kara sular inen arkadaşlarımızı ben tekrar kutluyor, Başarılarının devamını diliyorum.
 
Akşam Gazetesi Yazarı Ali Saydam'dan ; * Takdir edilmek, ihtiyaçlar hiyerarşisinin en üst sıralarında yer alıyor.
 
Hepinize güzel bir hafta geçirmenizi dilerim, sevgilerimle....
 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol