Silivri Facebook
banner88

Bir Noel Şarkısı... (B.Balcı)

Hava soğuk mu soğuk hala... kar dindi ama her yer buz kesti bu sefer... Sıcacık evi bırakıp dışarı çıkmak insana zor geliyor bu havalarda... Ama Viyana’yı mutlaka görmek lazım bu zamanlarda... Noel zamanı Viyana çok güzelleşiyor... her yer ışıl ışıl, caddeler en parlak takılarını taktılar... her yer ışık cümbüşü halinde... insanın içine hoş duygular veriyor bu rengarenk ışıltılar... havadaki tarçın ve karanfil kokusu bir başka güzel... Noel’in kokuları bunlar... adım başı açılan küçük tahta kulübelerde tarçınlı ve karanfilli tatlı noel kurabiyeleri yiyip sıcak rumlu punsch içmek insana iyi geliyor, keskin soğukta içini ısıtıyor...

Bir arkadaşımla buluşmaya gidiyorum bu akşamüzeri... Ayşe cilt doktoru ve bir tıp kongresi için 3 günlüğüne Almanya’dan geldi... Onu tekrar göreceğime seviniyorum, telefonda konuştuk, kongrenin konusu “anti aging” imiş... artık bu konularla ilgilenme zamanı geldi diye düşünüyorum kendi kendime yolda, merak ettiklerimi sorayım Ayşe’ye... şurada 50’ye de bir şey kalmadı, öyle bir yaşa geldik ki, ortadayız tam anlamıyla... ne genciz ne yaşlı... orta yaş... komik bir yaş yani... araftayız tam anlamıyla...

Bu yaş meselesini fazla düşünmek istemiyorum... meselem yaşlanmak değil asla, ölmeye yaklaşmak asıl derdim... bir cümle netleşip ortaya çıkıyor birden diğerlerinin arasından: yaşlılar idam mahkumlarına benzerler, ikisi de ölmeyi beklerler çünkü... çok fena, işte bu yüzden yaşımı kimseye söylemiyorum artık, çünkü kendim de unutmak istiyorum bunu... söylemezsem, ağzımdan çıkmazsa, duymazsam unuturum... unutursam da ölüme daha çok var sanabilirim, tabii ki bu arada hiç aynaya bakmamam da lazım...

Bu komik düşüncelerle Ayşe’nin kaldığı otele ulaştım, koşa koşa giriyorum sıcak otele... Ayşe lobide beni bekliyor, kucaklaşıyoruz... çok üşümezsen biraz yürüyelim diyorum, kabul ediyor... Işıklı ve noel alışverişi nedeniyle hareketlenmiş Viyana caddelerinde yürüyoruz... karşılaştığımız ilk noel pazarında punsch içiyoruz ısınmak için... Bu sefer içtiğim narlı punsch çok güzeldi... Ayşe’nin dikkatini insanların yediği bir şey çekiyor, bu nedir diye bana soruyor... “Langos” diye yanıtlıyorum sorusunu...
“O da ne demek Belma, bunu Almanya’da hiç görmedim, buraya ait bir şey mi?”
“ Evet... aslında bildiğimiz ekmek hamuru işte”
“ Ama güzel görünüyor, kokusu da hoş”
“Ekmek hamurunu ince açıyorsun ve bunu bol yağda kızartıyorsun, üstüne de fırçayla sulandırılmış sarmısak ezmesi sürüyorsun, biraz da tuz, tamam işte al sana langos”

Ayşe bir tane langos alıyor, tadına bayılıyor... kiliseye giriyoruz langos bitince, 2011 yılının iyi geçmesi icin birer mum yakıyoruz, ayini dinliyoruz... Ayinde papaz konuşuyor, güçlü olun diyor, gücünüzün farkında olun... Kiliseden çıkıp metroya biniyoruz, Viyana’nın en işlek caddesi Kärtnerstrasse’ye gidiyoruz... Ayşe geçen sefer geldiğinde yediği şahane pastayı anımsıyor ve langostan sonra pastanın iyi gideceğini düşünerek pastahaneye yollanıyoruz... Oberlaa, Viyana’nın eski ve kaliteli yerlerinden biri... Birer Trüffeltorte ve kahve ısmarlıyoruz... pasta şahane, insanın ağzında eriyip gidiyor... Dışarda kar atıştırmaya başladı yine.. ama bizim keyfimiz iyi, tadımız yerinde...

Ayşe’yi otele bırakıyorum, eve dönüyorum... Soğuktan gelince evin sıcaklığı muhteşem... Biraz yoruldum ve çok da üşüdüm dışarda... Kendimi koltuğa atıyorum, Viski’de yanıma sokuluyor her zamanki gibi,  televizyonu açıyorum, kanalları dolaşmaya başlıyorum tembel tembel... Walt Disney’in bir çizgi filmine takılıyor gözlerim öylesine... çocuklar küçükken ne kadar çok izlerdim çizgi filmleri onlarla birlikte... Aslan Kral’a bayılırdım ben de... Onun bir şarkısı vardı hatta, Ceren ezbere söylerdi minicikken... hakuna matata... yani problem yok...

Noel zamanı olduğu için çoğu kanalda noel ile ilgili sinema filmleri, çizgi filmler, şarkılar filan var... İzlediğim çizgi film de onlardan biri... Walt Disney’in cimri amcası “Varyemez Amca” nın noel hikayesi bu... Amcanin 3 küçük yeğeni Huey, Dewey ve Louie Noel günü onu yemeğe davet ediyorlar... amca da o anda çil çil altınlarını saymakla meşgül ve onlara kapıyı açmıyor ve 3 minik ördek ağlayarak evlerine geri dönüyorlar...  Varyemez amca altınlarının sıcaklığında uykuya dalıyor ve rüyasında bir melek onu tüm şehirde dolaştırıyor, yoksul ve aç insanları, yaşamda kaçırdıklarını gösteriyor... bunlar Varyemez amcaya dokunuyor ve iyi insan olmaya karar veriyor... aslında bu filmdeki cimri amca Charles Dickens’ın bir romanının kahramanı olan Ebenezer Scrooge... Bu yüzden amcanın orjinal adı Scrooge Mc Duck, dünyanın en zengin ama en cimri ördeği...

Dickens “A Christmas Carol ( Bir noel şarkısı) “ adlı romanını 1843 yılında yayınlamış... Aslında Dickens bu noel hikayesini borçlarını kapatmak için yazmış ve bu hikaye öyle tutmuş ki, Dickens’a çok paralar kazandırmış ve onu sefaletten kurtarmış... Tüm zamanların en popüler noel masalı olan bu kitabın bir çok kez filmi çekilmiş... 1901 yılında ingiliz yapımı olan kısa metrajlı “Scrooge” veya diğer adıyla “Marley’s Ghost” filmi, kitabın ilk filmleşmiş hali... 50 sene sonra, 1951 yılında tam anlamıyla bir sinema filmi olarak ikinci defa, yine ingilizler tarafindan, yine “Scrooge” adıyla çekilmiş ve Alastair Sim başrolü oynamış... 1970’de Ronald Neames’in müzikal şeklinde çekilen filmi “Scrooge” ‘un ardından 1971 yılında Richard Williams’ın aynı romandan uyarlanmış çizgi filmi, 1973’de en iyi çizgi film katagorisinde Oscar almış... bu hikaye öyle tutmuş ki; Scrooge kelimesi ingilizce lügatlara girmiş ve şimdi bile ingilizcede cimri insanlar için kullanılmakta... Ve olaya 1983 yılında Walt Disney el atmış... Disney’in noel şarkısı,  Mickey’s Christmas Carol... benim bugün izlediğim yapım bu... Son olarak 2009’de çekilen, cimri ve kötü adam Ebenezer Scrooge karakterini Jim Carrey’in oynadığı ve Robert Zemeckis’in yönetmenliğini yaptığı ABD yapımı “ A Christmas Carol” adlı filmi belki siz de izlemişsinizdir geçen sene... Türkçeye “yeni yıl şarkısı” olarak çevrilmiş...

Romanın baş karakteri Ebenezer Scrooge kötü yürekli, inatçı, huysuz, cimri mi cimri biri... çok parası olmasına rağmen kimselere yardım etmeyen, hiç bir şeyden mutlu olmayan bu adamın rüyasına bir noel akşamı 3 hayalet girer... Bunlar, onun  geçmişini, geleceğini ve bugününü temsil etmektedirler...  Böylelikle; cimriliği, suratsızlığı, kaprisleri, duyarsız halleri, acımasızlığı yüzünden insanların ondan nefret ettiklerini, arkasından konuşup alay ettiklerini görür... cimriliği ve aç gözlülüğünden dolayı onu terkeden eski sevgilisini hatırlar ve neleri kaçırdığını anlar... Yoksul ve açlık çeken çocukları görür... Ama onu en cok ürküten şey ise geleceğidir, gelecekteki korkunç yalnızlığıdır... Ve bizim Ebenezer dine imana gelir sonunda ve o noel gününde herkesi memnun eder, dargın olduklarınla barışır ve hikaye mutlu son ile biter...

Türkiye’de bizim her ne kadar bir noel kültürümüz yoksa da Amerikan filmleri sayesinde hristiyanların bu en kutsal bayramı hakkında bilgimiz var az çok... Ama yine de Hooywood bunu bize tam olarak öğretememiş vallahi, noel ile yılbaşını birbirine karıştırıp duruyoruz ve komik şeyler yapıyoruz... Amerika’nın icad ettiği noel babayı yılbaşı için kullanıyoruz mesela, yılbaşı babası, şam babası da olabilir, iskele babası, mafya babası... vallahi bizde baba çok, arada kaynayıp gidiyor işte... sahi bir de noel ağacı var, bizim yılbaşı ağacı sandığımız bir çam ağacı çesidi... Dahası var; yıl başında noel şarkıları söylüyoruz ve ismi “bir noel şarkısı” olan filmleri türkçeleştirirken “ bir yılbası şarkısı” yapıyoruz... halbuki bu ikisi çok farklı kutlamalar, bilen biliyor tabii ki... Noel, 24 aralık akşamı kutlanan dini bir hristiyan bayramıdır oysa, yani Isa’nin doğum günüdür...  Yerli dincilerin işidir diye Muhammed’in doğumgünü kutlamasına karşı çıkıp da avrupalı dincilerle İsa’nın doğumunu kutlayan “Türkiye’nin bazı müslüman halkını” anlamak zor ! vallahi ben şahsen anlamıyorum, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu... neyse, hepsi kapitalist düzenin bir yutturmacası sonuçta... herhalde modernleşme, aydınlanma, batılılaşma dedikleri bu olsa gerek!  İyi Noeller! Frohe Weihnachten! Mary Christmas!

 


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol