Silivri Facebook
banner88

Dünyayı Güzellik Kurtaracak

Kar hala devam ediyor burada… Türkiye’de kar yağınca yollar kapanır, her yer tatil edilirdi…bilmem hala öyle mi! biz buna kar tatili derdik… Kar tatili kadar güzel başka bir tatil yoktu o zamanlar benim için… çünkü alışıldık tatil gezilerine gerek olmaz kar tatilinde… tatil olunca bir yerlere gitmek memlekette kanunlarla belirlenmiş sanki, ille de bir yerlere gidilecek… Evde kalsan bile mutlaka kendine bir iş çıkatırsın, tatilde boş oturulmaz ya, hazır evdeyken bunu değerlendir misali çalışırken yapamadığın eksik işleri tamamlarsın… Ama kar tatilleri sanki bir başkaydı, kendini işe veya okula ayarlamışsın ama evde kalmışşsın… hiç bir şey yapmaya gerek olmaması hali, yani acayip bir özgürlük durumu, planlanmamış bir keyif yapma, yan gelip yatma zamanı…

Ben de bu pazar kar tatili yapıyorum evde... sabahın erken bir saati, çocuklar uyuyorlar hala... hiç bir şey yapmadan öylece ayaklarımı uzatmış oturuyorum koltukta... kitap okumuyorum, müzik dinlemiyorum, konuşmuyorum, düşünmüyorum, kımıldamıyorum, nefes almadan yaşayabilsem onu da yapmayacağım... sadece oturuyorum... oturduğum yerden gökyüzünü görüyorum... kuş bile uçmuyor sonsuz gri boşlukta... koyu bir sessizlik kaplamış her yeri... güneşin solgun ışıklarının, kalın bulutları delip geçecek güçleri yok... geceleri ayı da göremiyorum, yoksa kar dediğimiz şey bizim ay mı? yaz gecelerinin kocaman bembeyaz ayını küçük küçük doğrayıp dünyaya mı serpiyorlar yoksa... yoksa yıldızlar mı düşüyor dünyaya? birikip kar oluyorlardır belki de...

Çocukken okuduğum bir masal geliyor aklıma, kibritçi kızın hikayesi... soğukta kar altında kibrit satan küçük kız... üşüdükçe kibritlerini çakar ve her alevde güzel hayaller kurar... birden elim sehpada duran çakmağa gidiyor ve yakıyorum... alevden gözlerimi ayıramıyorum bir müddet... sonra uzanıp mumu yakıyorum yavaşça...

Mumun alevi hafif hafif salınarak bana selam veriyor... parmağımı ona değdirmeyi deniyorum, yanıyor, çekiyorum hızla...en sıcak şey ateş... en güzel gün ‘bugün’... en büyük eğlence ‘hiç bir şey yapmamak’... en büyük ihtiyacım bir bardak sıcak çay... en büyük mutluluğum sağlığım... en değerli varlığım çocuklarım... en kolay yaptığım şeyler hatalarım... en büyük hatam doğmak, en büyük engelim korkularım... en büyük yenilgim pes edişim, en büyük kaybım çocukluğum, en büyük isyanım büyümeye...

En rahatlatıcı duygum huzur... en iyi korunma şeklim gülümsemem... en çekilmez durumun öfkem... en sevmediklerim hırslarım... en değerli hediyem bağışlanmam... en büyük gücüm umudum... en yüce duygum sevgim... 

Sevgi, tüm canlıların en yüce duygusu galiba... hani Zülfü Livaneli’nin şarkısında olduğu gibi: ‘Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak herşey’

Birden telefonun sesi bölüyor düşüncelerimi, arayan sevgili arkadaşım, kadim dostum Esin... Merhabadan, hal hatır sormadan sonra Esin gülerek soruyor:
‘Öğrencilerin yumurta atma olayını duydun mu?’
‘ Evet okuyorum internetten olayları’
‘ Bizimkiler yine’ diyor gülerek... Ben de aynı şekilde sürdürüyorum konuşmayı...
‘ Evet İTÜ öğrencileriymiş galiba...  biz uslanmayız valla’
Esin yine ironiyle karşılık veriyor benimkine: ‘yaramaz çocuklar, akıllanmadılar hala’

Esin ile derin bir muhabbetin tam ortasında buluyoruz kendimizi birden... kah gülerek, kah hüzünlenerek, kah kederlenerek, kah eğlenerek upuzun bir muhabbet bu...

Telefonu kapatıyorum, tekrar yerime oturmadan önce müziği açıyorum... Güneşin solgun ışıkları içeri giriyor isteksizce, koltuğuma yerleşiyorum yine, ayaklarımı uzatıyorum, gözlerimi kapatıyorum bu sefer... sesi sonuna kadar açıyorum nerdeyse, her yer sesle doluyor... odaya yayılan müzik beni içine alıyor... ben müziği içime alıyorum... baslar tok tok vuruyor... davullar kalbimin atışları ve nefesimin ritmiyle orantılı... Zülfü Livaneli’nin gür sesi ‘Adı aşk’ diyor... davullar vurdukça bütün dünya dans ediyor sanki, karın altındaki hayat
canlanıyor yeniden...toprak aralanıyor,  tohumlar sürgün veriyor... ay yeniden gökteki yerini alıyor, yıldızlar etrafında dönüyorlar... kardelenler deliyorlar karı en isyankar halleri ile, ağaçlar silkelenip uyanıyorlar, sıcak toprakta saklanmış börtü böcek uyanıyor dansa katılıyorlar... ruhum mumun alevi gibi salınıyor, evren dans ediyor benimle, dönüyorum ben de Mevlana ve Şems ile birlikte... Hacı Bektaş Veli ile birlikte... Yunus’la, Pir Sultan Abdal ile... Şeyh Bedrettin ile, Karacaoğlan ile, Eşrefoğlu Rumi ile birlikte...

Dünyayı hiçe satmaktır adı aşk
Döküp varlığı gitmektir adı aşk

Sendeki şekeri ellere sunup
Zehiri kendin yutmaktır adı aşk

Bela yağmur gibi gökten yağarsa
Başını ona tutmaktır adı aşk

Bu dünya bir ateş denizi sanki
Ona kendini atmaktır adı aşk

Var Eşrefoğlu Rumi bil gerçeği
Yaşamayı yok etmektir adı aşk

 

 


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol