Silivri Facebook
banner88

Ölüm ve Yaşam...

Sabah telefonuma gelen mesajla uyandım... çok yakın bir arkadaşım babasını kaybetmiş bu sabah, Türkiye’ye gidecek, acil olarak uçak bileti bakıyor... Yataktan kalkamıyorum, gözlerimdeki yaşlara engel de olmuyorum... öylece yatıyorum, hareketsiz...Hiç tanımadığım baba için ağlıyorum... ölüm ne acayip bir şey... ölüm haberlerini sık sık duyma olasılığımızın arttığı yaşlara geldik... annelerimiz babalarımız yaşlandılar, hele bizler gibi onlardan fersah fersah uzakta yaşayanlar her an acil uçak bileti bulma telaşına düşebiliriz... belki de geçen yaz ki tatil onları son görüş fırsatımızdı! 

Ölüm düşüncesi ruhumu daraltıyor, içimde koskocaman bir boşluk duygusu beliriyor, herşey anlamını yitiriyor ansızın... kendimi teselli etmek için aklıma gelen bir sözü yüksek sesle kendime söylüyorum... Ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum... Viski kulaklarını dikiyor, ön ayaklarını kaldırıp yatağıma dayıyor, gözlerime bakıyor merakla... sanki söylediklerimi daha iyi duymak ve anlamak istiyor... Bu köpek beni kesin anlıyor diye aklımdan geçiriyorum yine... Kafasını, gıdısı okşuyorum ve onunla konuşmaya devam ediyorum: ‘ Biliyor musun Viskiciğim, hayatın sadece iki gerçeği var... doğum ve ölüm... bunların dışında herşey, tüm yaşananlar fasa fiso, hikaye, masal belki de... belki de rüyalarımız gerçek olandır, gerçek sandıklarımız rüya’

Viski sıkıldı bu konuşmalardan, havlamaya başladı, yoksa bana cevap mı veriyor? İçimden gülmek geliyor bu halime, kafayı mı yiyorum yoksa, diye mırıldanıyorum ve yavaşça doğruluyorum yataktan... aklıma iki dize geliyor Muhyi’den: Gören bizi deli sanır, usludan yeğdir delimiz... 

Odamın perdelerini sonuna kadar açıyorum... dışarısı bembeyaz... pencereleri de açıyorum sonuna kadar... dışardan gelen buz gibi temiz havayı ciğerlerime çekiyorum derin derin... Meditasyonda nefes alıp vermek çok önemlidir... derler ki, doğru nefes alarak ömrümüzü uzatabiliriz... mistik öğretiye göre ise, aldığımız nefes sayısı kadardır ömrümüz... Bu yüzden çeşitli doğu öğretilerinde çok yavaş nefes alma tekniği öğretilir önce... dakikada 4 nefese düşen budist rahipler varmış hatta...

Pencenin önünde olabildiğince yavaş nefes alıp vermeye çalışıyorum... Bu yavaş nefes alıp vermenin sağlıklı olma durumuna kendimce mantıklı bir neden de ben buluyorum... Kaplumbağlar geliyor aklıma... en yavaş hareket edenler ve en uzun yaşayanlar onlar.. Çok hızlı hareket edince çok fazla nefese ihtiyacın oluyor ve çok fazla nefes demek vücudun için gereğinden fazla oksijen demek ve bu fazla oksijenin hücrelerini yakması da ölüm... yani hızlı hücre ölümü, hızlı yaşlanma... Yürümenin dışında her türlü spor karşıtı biri olarak bu sonuç benim çok işime geliyor... 

Kafamda bu düşüncelerle açık camın önünde ne kadar kaldım bilmiyorum ama üşümeye başladım, hatta dondum... Dışardaki manzara şahane... Viyana’da kara kış var... her yer beyaza boyandı baştan aşağıya... yer beyaz gök beyaz... kar durmadan yağıyor günlerdir... ilk defa trafik allak bullak oldu Viyana’da, kolundaki saati ayarlayabileceğin dakiklikte gelen tramvaylar, otobüsler dakikalarca bekletiyorlar bizi...

Annemle konuştum dün gece telefonda, burada ceketle dolaşıyoruz diyor… Silivri mevsim normallerinin üzerinde sıcak diyor liseden bir arkadaşım... İrem mesaj göndermiş; ‘halacım karı özledik burada, burası çok sıcak’

Viski ile dışarı çıkmam lazım... hemen üstüme kalın bir şeyler giyiyorum, şalımı, şapkamı takıyorum...Viski hemen anlıyor dışarı çıkacağımızı, heyecanlanıyor, hemen koşup kapının yanındaki sepette duran tasmasını gösteriyor burnunun ucuyla... Hayvan deyip geçiyor bir çok insan ama bana göre bir çoğundan daha akıllı benim köpeğim...

Dışarda koyu bir dinginlik var...soğuk, keskin bıçak misali sabahın bu köründe...  kışın sessizliği hakim her yere... kimsecikler yok ortalıkta, herkes evinin mutlu sıcaklığını tercih etmiş sanki...

Fotoğraf makinemi yanıma aldım ama çok fazla uzaklara gidemeyeceğim galiba, hava o kadar soğuk ki! Bu hafta sonu evden çıkmak istemiyorum... Bitirmem gereken üç kitap var... hepsine birden başladım, iki haftadır başımın ucunda duruyorlar...

Eve geliyoruz Viski ile, nefesimiz buharlaşmış halde ağzımızdan çıkıyor... üstümüz başımız karla kaplanmış... ellerim donmuş vaziyette... Ev sımsıcak, hoşuma gidiyor... Mutfağa koşuyorum, hemen kendime şahane bir çay yapıyorum...  limonlu zencefil çayı... Mandalina kokulu tütsümü yakıyorum, koku odaya yayılıyor hızla... masadaki kocaman mumu yakıyorum, alevi seyrediyorum, gözlerim dalıyor ayıramıyorum bir müddet... sonra müziği açıyorum yavaştan... Zamfir / Endless Love... Koltuğa uzanıyorum elimde kitap... Viski yanıma uzanıyor sessizce, sıcacık yaslanıyor bana... dışarda kar hala yağıyor, uzandığımız yerden izliyoruz birlikte yere düşen kar tanelerini...

Birden kulağıma çıtır çıtır yanan sobanın sesi geliyor... üzerinde kaynayan çaydanlığın hafif fokurtusu... ve burnumda kızarmış ekmek kokusu... ellerime bakıyorum, küçücük çocuk elleri... annemin mutfaktan gelen sesini duyuyorum... eskilerden bir şarkı tutturmuş, ne kadar sever bunu: Talihin elinde oyuncak oldum, kader böyle imiş buymuş alım yazım...... Camdan bakıyorum, dışarda kar yağıyor... nerdeyse benim boyumda olan kocaman bebeğimi kucağıma alıyorum, birlikte kağan karı seyrediyoruz... güven, huzur, dinginlik birbirine karışmış... Sonsuza kadar hep böyle kalsam, hiç uyanmasam...


 

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol