Silivri Facebook

Referandum, Ben Bir Yalan Uydurdum, Duma Duma Dum
 
Nice ocaklara ateş düşüyor da kimse görmüyor, siyasi hırslarından oturdukları koltuklarında. Hiç düşünüyorlar mı, bu kavgayı alevleyenler , kendi işkembelerini doldururken şehitin toprağa akan kanını, evdeki daha babasını tanımayan yavruyu, yıllarca yemeden içmeden evladını büyütüp acısıyla kavrulan anayı, babayı, kardeşi.
 
Sürekli yalancı gündemlerle geçiştiriyorlar değerli olan zamanı. Bilmezler mi, birgün bu vatan elden gittiğinde, ne başbakan olacakları, ne ana muhalefet olacakları (40 yıldır aynı Baykal) ne de cumhura reis olacakları bir avuç toprak kalmayacak. Bu kadar pervasızca hareket edenler, zevk ve sefa içinde yüzenler, öldüklerinde içine girecekleri bir karış vatan toprağı bulamayacaklar. Gün gelip elbette bir karış toprağa girmeyi başarırlarsa da, orada şehit kanıyla boğulacaklar. Şehit yakınlarının gözyaşları yutacak onları yattıkları yerde. Orada onları ne referandum, ne İsrailli işadamları, ne Araplar nede Amerikalılar kurtaracak. Çünkü artık orada gündem belli, yaptığının diyetini ödeyeceksin. Sahip çıkmadığın gazilerin, sahip çıkmadığın vatan toprağının, sahip çıkmadığın yetimlerin ahını çekeceksin.
 
İktidarından muhalefetine kadar herkes çekecek bu azabı. İktidar elindeki gücü kullanamadığı için, muhalefet ise 40 yıldır dinmeyen ihtiraslarının yol açtığı yaralar için. Bugünkü bu yalancı yada daha doğrusu ikinci planda kalması gereken suni gündemler, suni yalanlar kime fayda sağlıyor acaba. Yalan söyleyenin ağzına biber sürmeye kalksak, ne Urfa’da kalır ne Antep’te. Aslında bu yalanlara ve masallara ciddi eleştiriler getirmenin de faydası yok. Kişiye anladığı dilden konuşulması gerektiğini göz önüne alırsak, bizim yalancı ve masalcı amcalarımıza Ezop’tan masallar anlatmak yada yaratıcılığımızı kullanarak hikayeler anlatmamız gerekir diye düşünüyorum.
 
Biz millet olarak doğumdan ölüme kadar masalla büyütülen bir toplum haline geldik. Ne çocukluğumuz belli ne ergenliğimiz. Yaşlı bedenlerde çocuk muamelesi görürken, doğuştan alnımıza yazılı borçlarla yetişkin muamelesi ile başlıyoruz hayata ve yaşamaya. Bize anlatılan masallarla, önce büyüklerimiz nerede olduğumuzu karıştırırken, benliğimizi kaybetmeye de mahkum görünüyoruz. Biz halk olarak bu hayatın neresindeyiz?Çocuk muyuz?. masallarla avutuluyoruz. Yoksa yetişkin miyiz de doğuştan borçlu başlıyoruz hayata. Bizim kim olduğumuzu bilen, acılarımızı paylaşacak, hırsını bir kenara bırakan, halkına hizmet anlayışını bir kenara koyup mantıklı ve fedakar idareciler istiyoruz. Her şeyi yüzüne gözüne bulaştıranları başımızda görmek istemiyoruz.
 
Zaten aynı yüzleri kırk yıldır görmekten biz sıkıldık ve bunaldık, onlar her sabah yüzlerini aynada görmekten bunalmadılar mı acaba. Kısaca bu ülkede bazı gerçekler ve olması gereken gündemler varken, bize masallardan bir demet değil, sevgi ve ilginin temsilcisi çiçekler sunulmasını istiyoruz. Bu ülkede her şey siyasete kurban giderken, insanları kurban vermeyelim istiyoruz. Biz tepeden tırnağa birlik ve beraberlik içinde aynı kadere karşı mücadele edelim istiyoruz. Hep birlikte gülmek, hep birlikte ağlamak istiyoruz. Türk halkı olarak her şeyimizi paylaşmak istiyoruz. Kendini toplumdan üstün gören ve gerçeklerden uzak masallarla halkı avutup çıkar sağlamak isteyen ihtirasının kurbanı idareciler istemiyoruz. Biz askerini şehit veren değil, askerine tezkere veren, onu sevdiklerine kavuşturan bir ülke istiyoruz.
 
Kısaca biz barış, huzur, mutluluk istiyoruz. Atatürk’ün mirasını yiyenleri değil, bıraktıklarını ileriye taşıyan siyasiler istiyoruz. Biz “ben bir yalan uydurdum duma duma dum “oyununu değil, gerçekleri istiyoruz ve ülkenin sahibinin bir iki kişi değil, milyonlar olduğunun farkına varılmasını istiyoruz.
 
İyi bir hafta geçirmeniz dileğiyle HOŞÇA KALIN

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol